İçsel Krallık
Gölgelerimizi fark ederek kendi krallığımızı kurmak …
2007 yılında Tanrılar Okulu kitabını aldığımda, Nişantaşı’nda bir kafede oturup alır almaz okumaya başlamıştım. O zamanlar, kitabın benim algıma yapacağı açılımdan habersizdim; sayfalar ilerledikçe kelimeler beni hem düşündürdü hem de kendi içimde yeni bir alan açtı. O an fark ettim ki, bir kitap sadece okunmaz, aynı zamanda bir ayna gibi ruhun derinliklerine uzanır.
Yıllar içerisinde birkaç kez daha okumak nasip oldu; her seferinde farklı bir katmanı, farklı bir gölgeyi fark ettim. Hatta 2009 yılında Monako’da yaşadığım dönemde, kitaptaki bir pasajı tekrar okuduğumda o an şok yaşadım, zira daha öncesinde bu cümleyi bu derece farketmemiştim: “Monos” sözcüğünden gelen “Monaco”, bir olana doğru tek başına ilerleyen, kendi bütünlüğünü arayan kişidir. O inşa aşamasında bir varlıktır; kulübesinin dışına ”Çalışmalar sürmektedir” levhası bile asılabilir. Seçtiği cüppe ve öğreti, onun birey olma amacının hizmetindedir. O an fark ettim ki, Tevhid’e adım gibi bu yolculukta ben de tek başına ilerleyen, kendi bütünlüğünü arayan kişi olarak içsel inşamı sürdürüyordum.
Her gün sokaklarda, işyerinde, ekranların ışığında dolaşırken fark ediyorum ki, çoğu gördüğümüz şey, dokunduğumuz nesne, duyduğumuz sözler… sadece birer yanılsama. Madde dünyasının rutinleri, alışkanlıklar, otomatik davranışlar bizi sarıyor; ama insan içine dönüp bakmaya başladığında, aslında kendi zannettiği kişilikten çok, yüklenmiş olduğu duygusal yükler, ailevi beklentiler, atasal karmalar ve kendine ait olmayan kalıpların farkına varıyor. İşte bu yüzden, içsel arınma ve özgürleşme yolculuğu, kendimize ait olmayan her şeyi ayıklamakla başlar.
Düşünün, Tanrılar Okulu’nda bir replik vardır: Telefon çalar, telefonu açan kişi arayan kişiye sorar:
“Alo, ben kimim?”
Bu soru, hem dışarıya hem kendi içimize dönüp bakmayı simgeler. Dışarıdaki herkes, her olay sadece bir yansıma; ama insan, içsel yolculuğunu başlattığında kendi kalıplarını, yüklerini ve gölgelerini fark etmeye başlar. Kendi özüne doğru katman katman terk etmesi gereken kısımları fark eder ve özünde kim olduğunu yavaş yavaş anlamaya başlar.
Yine Tanrılar Okulu kitabının en bilinen cümlesiyle devam etmek isterim:
Dünya senin içsel durumlarının mükemmel göstergesidir. Dünya böyledir, çünkü sen böylesin; yani dünya böyle olduğundan sen böyle değilsin.
Önce içsel krallığını kur, ardından dışarıdaki krallık kendiliğinden şekillenir.
Ve belki de acı gerçek bu: Madde dünyasının büyüsü ve meşguliyetine kapıldıkça, çoğu insan hayatın içinde kayboluyor. Aradığımız huzur, kaybolan anahtar gibi; yanlış sokaklarda, yanlış kapıların önünde aranıyor. Ama anahtar her zaman evdeydi; gölgeler, alışkanlıklar ve sırtımızda küfe gibi duran manevi yükler, beklentiler, atasal, kolektifsel miraslar onu görmemizi engelliyordu.
Bunu en güzel ifade eden anekdot ise
Nasreddin Hoca’yı, sokak lambasının ışığında ısrarla bir şey ararken gören komşusu merak etmiş:
-
Hocam hayırdır, ne arıyorsun böyle gece vakti?
Hoca: – Anahtarımı düşürdüm onu arıyorum, demiş.
Gayretli komşu da Hoca’yla beraber anahtarı aramış. Ama gayretleri boşa çıkınca komşu Hoca’ya dönüp:
-
Hocam anahtarı burada düşürdüğünden emin misin?
Diye sorunca, Hoca: – Anahtarı evin içinde düşürdüm, demiş.
Komşu hayretle: – Hocam, evde düşürdüğün anahtarı sokakta niye arıyorsun?
Diye çıkışınca Hoca: – Evlat, içerisi karanlık da ondan burada arıyorum, demiş.
Yitik yanlış yerde aranırsa bulunmaz. Yitiği, yitirildiği yerde aramak gerekir.
Gerçek yolculuk, dışarıda değil, içimizde başlar. Gölgelerimizi fark etmek, kendimize ait olmayan yüklerden arınmak ve kendi evimizde kaybolan anahtarı bulmakla mümkün olur. Haliyle bu kitabı baz alarak 2007’den 2025’e uzanan yıllar boyunca fark ettiklerim ve deneyimlediklerim sayesinde artık bu yolculuğu daha bütüncül bir şekilde kavrayabiliyorum. Her katman, her gölge, her yük, içsel inşamdaki bir yapı taşı gibi yerini buldu; artık yalnızca tek başına ilerleyen bir yolcu değil, Rabbimin lütfuyla bütünlüğünü hisseden bir kul olarak durabiliyorum. Tıpkı Monaco’daki keşiş gibi, seçtiğim öğreti O’nun bana emanet ettiği yolculuğu destekliyor. İçsel evimdeki ışık ise, aslında bana ait olmayan, O’nun nurunun bir yansıması. Şükür ki Rabbim karanlıkta kaybolduğumu sandığım her an, kendi nuruyla yolumu aydınlatıyor
Çok şükür ![]()
