Skip links

Olmak: İdrakten Sonrası

Bir Zen ustasına sormuşlar:
“Nasıl usta oldun?”

Gülümsemiş.
“Yemek yerken yiyorum,” demiş.
“Yürürken yürüyorum.
Uyurken uyuyorum.”

Bu kadar.

Ne bir sır, ne bir yöntem,
ne de anlatılacak uzun bir yol.

Tevhidin hâli de tam olarak buradadır:
Her ne varsa, onda olmaktır.

İnsan çoğu zaman bir yerde değildir.
Yemek yerken yarındadır, yürürken geçmiştedir,
dinlerken cevap hazırlıyordur.

Beden bir şey yapar, zihin başka yerde dolaşır.
Bu dağınıklık ayrılığın en görünmez hâlidir.

Tevhid ise bu dağınıklığın çözülmesidir.

Tevhid hâlinde insan:

– Yürürken sadece yürür,
– Dinlerken sadece dinler,
– Konuşurken sadece konuşur,
– Susarken gerçekten susar.

Ne fazlası vardır, ne eksiği.

Zihin öne geçmez,
kalp geride kalmaz.
Her şey aynı hizadadır.

Bu hâlde yaşayan biri “özel” görünmez.
Aydınlanmış gibi durmaz.
Bilge pozları yoktur.

Ama yanındayken bir şey fark edilir:
Acelesi yoktur.
Zorlama yoktur.
Tepki yoktur.

Her şey yerli yerindedir.

Tevhid burada soyut bir kavram olmaktan çıkar.
Bir fikir değil, bir iddia değil,
bir zirve hiç değil.

Sade bir yaşam biçimi olur.

İnsan bu hâle geldiğinde
hayat kolaylaşmaz belki,
ama sadeleşir.

Olan olur.
Gelmesi gereken gelir.
Gitmesi gereken gider.

Ve insan artık “yapan” değildir;
yapılanın içinden akan bir hâldir.

Belki de bu yüzden Zen ustası başka bir şey söylemez.
Çünkü söylenecek bir şey yoktur.

Tevhid, anlatıldığında eksilir.
Yaşandığında tamamlanır.

Ve insan fark eder:
Yol bir yere gitmiyordur.
Yol, o anın kendisidir.

Leave a comment

This website uses cookies to improve your web experience.
Explore
Drag