Düşüncenin Evrensel Etkisi
İçimizde ne varsa, dışarıya o yansır. Korku, endişe, kontrol arzusu, baskı… Bunlar sessiz bir koku gibi yayılır ve çevremiz tarafından hissedilir. İnsan fark etmez gibi görünse de, bu titreşimler her zaman vardır; görünmez ama güçlüdür. Her nefesimiz, her düşüncemiz, her sessiz yargımız çevremizde dalgalar oluşturur. Bu dalgalar bazen yumuşak ve nazik, bazen sert ve rahatsız edicidir. İnsanlar, hayvanlar, doğa… hepsi bunu hisseder. İçimizde bir huzur varsa, yavaş yavaş dünyaya da yayılır; içimizde bir öfke, kaygı veya arzu varsa, onlar da bir şekilde geri döner.
Osho’nun Martıları Seven Adam kitabını okuduğumda bu durumu çok net hissetmiştim. Tasvir öylesine basit, öylesine doğaldı ki… Adamın martılarla yürüyüşü, sessizliği, niyeti ve martıların ona verdikleri yanıt, düşüncelerin ve niyetlerin nasıl dış dünyaya yansıdığını bana ilk kez somut bir şekilde gösterdi. Yıllar sonra Mirdad’ın Nuh’a Öğrettikleri kitabında benzer bir anlayışı görmek, her şeyin aslında tevhid kapsamında olduğunu fark ettirdi. İçimizde ne varsa, dışa yansır; evrendeki her şey bu bütünlüğün bir parçasıdır.
Deniz kenarında yaşayan bir adam vardı. Her sabah sahile iner, martılarla yürürdü. Yüzlerce kuş peşinden gelir, özgürce süzülürdü. Adamın içi huzurla doluydu; niyeti temiz, kalbi saf ve açıktı. Martılar bunu hissediyor, davranışlarıyla yansıtıyordu.
Bir gün babası dedi ki:
“Martıların seninle dolaşmaya geldiklerini duyuyorum. Birkaçını bana getir de oynayayım.”
Ertesi sabah sahile indiğinde martılar başının üstünde süzüldü ama yanına inmedi. Adam şaşkındı. İçinde bir arzu, bir kontrol isteği belirmişti; artık martıların dostu değil, onları yakalayacak bir yabancıydı.
Osho’nun yorumu ise şöyleydi:
Aklına bir fikir düşüyor. Adam artık aynı adam değil. İçinde bir arzu ve hedef belirmiş; kalbi o gün çalışmıyor. Artık martıların dostu değil, onları yakalayacak bir yabancı. Martılar senin aklından neler geçtiğini bilemezler ama yaydığın titreşimleri anlayabilirler. Kalbinde ne varsa, bu göle atılan taş etkisi yaratır; dalgalar yükselir, çoğalır ve her yana yayılır.
Ve Mirdad hatırlatır ki:
“Her düşüncenizin herkesin görebildiği şekilde yayıldığını düşünün semaya, çünkü gerçekten böyledir.
Tüm dünyanın, her söylediğinizi duyabileceğini düşünerek konuşun, çünkü gerçekten duyarlar.
Her yaptığınız dönüp dolaşıp sizi bulacakmış gibi hareket edin, çünkü gerçekten bulur.”
Mikhail Naimy, Mirdad’ın Kitabı
Her düşünce, bir taş gibi göle atılır. Dalga olur, yayılır ve geri döner. İçimizdeki karanlık yanlar, korku ve baskı, başkalarına da ulaşır; farkındalık, sevgi ve huzur da öyle. Martılar hikayesi ve Mirdad’ın öğüdü, düşüncelerimizi ve niyetlerimizi bilinçli yönlendirmenin önemini gösterir.
Martılar süzülmeye devam etti. Adam artık eskisi gibi değildi. İçindeki korku ve arzu yerini farkındalık ve sakinliğe bırakmıştı. Sessizliğin, niyetin ve ışığın gücü çevresine yayılıyordu. Her dalga, hem kendisine hem de evrene bir hatırlatma gibiydi.
Ve işte bu noktada, insanın kendi iç dünyasına dönmesi, doğal bir farkındalık yolculuğudur. Kalpten ve zihinden geçenlerin, ne kadar bütünün iyiliğine hizmet ettiğini ya da ne kadar kişisel arzu ve kaygılarla bezenip bezenmediğini nazikçe gözlemlemek, bu sessiz kokunun kaynağıyla yüzleşme fırsatı verir. Bu sorgulama, herkesin doğal olarak yapabileceği bir içsel farkındalık sürecidir. Yalnızca başkalarını değil, kendimizi de anlamamıza yardımcı olur; yumuşak bir içsel duruş ve sakin bir farkındalık doğurur. İçimizde ne varsa, dışarıya yansır; saf bir niyet ve açık bir kalp, dünyaya doğal ve derin bir ışık yayar.
