Skip links

Ruhun İlaç Deposu: St. Gallen Manastır Kütüphanesi

Zaman bazen bir seyahatin temposunda değil, tek bir kapının eşiğinden içeri adım attığınız anda durur. 2018 yılının dondurucu bir Ocak gününde, İsviçre’nin o sessiz  kış atmosferinde günübirlik bir rota çizmiştim St. Gallen’e. Kar tanelerinin binaların tarihi dokusuna yavaşça tutunduğu o gün, asıl amacım dünyadaki en kadim bilgi mabetlerinden biri kabul edilen St. Gallen Manastır Kütüphanesi’ni (Stiftsbibliothek St. Gallen) kendi gözlerimle görmek, o havayı solumaktı.

Kütüphanenin girişine doğru ilerlerken, kapının üzerinde yükselen ve yüzyıllardır gelen her ziyaretçiyi karşılayan Yunanca iki kelimelik o büyüleyici ibareyle karşılaştım: “Psyches Iatreion”  yani Ruhun İlaç Deposu.

Daha içeri adım atmadan insana zihnini, kalbini ve ruhunu iyileştirme sözü veren bir mekân burası. Asırlar boyunca insanların dünyevi kargaşadan kaçıp bilgide, hakikatte ve inzivada şifa arayışının somutlaşmış bir abidevi hali.

Barok Bir Düş ve Keçe Terliklerin Sessiz Dansı

İçeriye ilk adımımı attığım an, sıradan bir kütüphaneye değil, zamanın dışına taşınmış Barok bir rüyanın ortasına düştüğümü hissettim. Zeminlerin ve asırlık ahşap işçiliğinin korunması amacıyla tüm ziyaretçilere giydirilen devasa keçe terlikler, mekânın mistik atmosferine benzersiz bir akustik katıyordu. Salonda adeta kayarak ilerlerken, etraftaki o derin sessizliğe sadece terliklerin çıkardığı yumuşak fısıltılar eşlik ediyordu.

Başınızı yukarı kaldırdığınızda sizi büyüleyen tavan freskleri, usta zanaatkârların elinden çıkmış kıvrımlı ahşap raflar, sütunlar ve binlerce yıllık el yazması kitapların o asil, ağır kokusu… Mekân, insanı kendi küçük dünyasından çekip alan, entelektüel ve ruhsal bir yüksekliğe davet eden muazzam bir enerjiye sahipti.

Şifa Mabedinde Bir Gölge: Mısır Mumyası Shep-en-Isis

Ancak o Barok zarafetin, ışık oyunlarının ve estetik doyumun tam ortasında beni bekleyen çok farklı ve beklenmedik bir detay vardı. Kütüphanenin zengin koleksiyonunun ve nadide eserlerin sergilendiği bölümde, cam bir vitrinin içinde duran 2700 yıllık Mısır mumyası Shep-en-Isis ile yüz yüze gelmek…

O an içimden hafif ama derin bir ürperti süzüldü. Bir yanda sanatın, kitapların, medeniyetin ve yaşama dair o rafine güzelliğin doruk noktası; hemen yanı başında ise ölümün, zamanın yıkıcılığının ve sonsuzluğun o donmuş, sessiz gerçekliği… Antik Mısır’ın gizemli topraklarından çıkıp İsviçre’deki bir manastır kütüphanesinin ahşap sıcaklığına uzanmış bu serüven, bana insanın “ölümsüzlük” ve “iz bırakma” arayışındaki o kırılgan yanını hatırlattı.

İlk andaki o ürperme, dakikalar ilerledikçe yerini derin bir saygı ve kabullenişe bıraktı. Zira orası gerçekten de yaşamın ve ölümün, geçmişin ve geleceğin buluştuğu; ruhun kendi ilacını aradığı zamansız bir sığınaktı.

İz Bırakan Anlar

St. Gallen’den ayrılırken yanımda sadece soğuk bir İsviçre gününün anısı değil; ruhun ve bilginin zamansızlığına dair bir derinlik taşıyordum. Bazen bir şehre sadece birkaç saatliğine gidersiniz; ancak o seyahatin bıraktığı his, zihninizin en korunaklı köşesinde yıllarca yaşamaya, size rehberlik etmeye devam eder.

Ruhunun şifasını arayan, bilgiyle beslenen ve kendi içsel sığınağını inşa eden tüm ruhlara selam olsun…

 

Leave a comment

This website uses cookies to improve your web experience.
Explore
Drag