Franz Kafka “Görünmeyen Duvarlar”
Prag’ın eski sokaklarında yürürken zaman zaman yön duygunuzu kaybediyorsunuz.
Dar geçitler, birbirine açılan avlular, yüksek duvarlar ve beklenmedik köşeler… Şehir sanki sizi sürekli başka bir sokağa yönlendiriyor. Bir yere ulaştığınızı düşündüğünüz anda yeni bir geçit beliriyor.
Franz Kafka’nın neden tam da bu şehirde doğduğunu düşünmemek zor.
Çünkü onun eserlerinde de benzer bir his vardır.
Kapılar görünür ama açılmaz.
Yollar vardır ama insan ilerleyemez.
Kurallar vardır ama kimse onları açıklamaz.
Modern insanın yaşadığı sıkışmışlık hissini Kafka’dan daha iyi anlatan çok az yazar vardır.
Modern Dünyanın Sessiz Tanığı
1883 yılında Prag’da doğan Franz Kafka, bugün dünya edebiyatının en etkili isimlerinden biri olarak kabul ediliyor.
Fakat hayatı boyunca kendisini büyük bir yazar olarak görmedi.
Gündüzleri bir sigorta kurumunda çalışıyor, geceleri ise yazıyordu.
Dışarıdan bakıldığında oldukça sıradan bir yaşam sürüyordu.
Ancak iç dünyasında sürekli devam eden bir sorgulama vardı:
İnsan kimdir?
Bir yere gerçekten ait olabilir mi?
Özgür olduğunu düşündüğü hayat üzerinde ne kadar söz sahibidir?
Otorite karşısında neden bu kadar küçülür?
Bu sorular daha sonra yalnızca Kafka’nın değil, modern insanın da sorularına dönüşecekti.
Babanın Gölgesi
Kafka’nın hayatındaki en belirleyici figürlerden biri babası Hermann Kafka’ydı.
Güçlü, sert ve otoriter bir karakter…
Kafka ise daha hassas, kırılgan ve içe dönük bir yapıya sahipti.
Bu ilişki onun hayatı boyunca taşıdığı görünmez yüklerden biri oldu.
Yazdığı “Babaya Mektup” yalnızca kişisel bir hesaplaşma değildir.
Aynı zamanda otorite karşısında kendini yetersiz hisseden bir insanın iç dünyasını anlatan en samimi metinlerden biridir.
Belki de bu yüzden Kafka’nın eserlerinde görünmeyen güçler sürekli karşımıza çıkar.
Mahkemeler…
Memurlar…
Kurumlar…
Kurallar…
İnsan onların etkisini hisseder ama hiçbir zaman tam olarak anlayamaz.
Bir Sabah Böceğe Dönüşmek
Kafka’nın en bilinen eseri kuşkusuz Dönüşüm’dür.
Bir sabah uyandığında kendisini dev bir böceğe dönüşmüş olarak bulan Gregor Samsa’nın hikâyesi…
İlk bakışta sıra dışı bir kurgu gibi görünür.
Ancak romanın merkezindeki soru son derece insani ve rahatsız edicidir:
İnsan artık işe yaramadığında da sevilmeye devam eder mi?
Gregor ailesinin geçimini sağlayan kişidir.
Fakat çalışamaz hâle geldiğinde yavaş yavaş görünmezleşir.
Kafka burada yalnızca bir karakter anlatmaz.
İnsan değerinin neye bağlı olduğunu sorgular.
Toplum bizi olduğumuz için mi kabul eder?
Yoksa yalnızca bir işlev gördüğümüz sürece mi değerliyiz?
Aradan geçen yüz yılı aşkın zamana rağmen bu sorular hâlâ güncelliğini koruyor.
Suçu Bilmeden Yargılanmak
Kafka’nın bir diğer başyapıtı Dava’dır.
Romanın kahramanı Josef K., nedenini bilmediği bir suçlama ile karşı karşıya kalır.
Ne suç açıktır.
Ne mahkeme görünürdür.
Ne de süreç anlaşılırdır.
Ama hayatı giderek bu görünmez sistem tarafından kuşatılır.
Bugün bu romanı okurken insan ister istemez modern dünyanın karmaşık yapısını düşünüyor.
Bitmeyen prosedürleri…
Anlaşılması güç kuralları…
Ve bireyin giderek küçülen hareket alanını…
Dava’nın etkileyici tarafı yalnızca bürokrasiyi eleştirmesi değildir.
Asıl mesele insanın açıklayamadığı bir suçluluk hissiyle yaşamasıdır.
Ulaşılamayan Merkez
Kafka’nın ölümünden sonra yayımlanan Şato da benzer bir duygunun etrafında şekillenir.
Romanın kahramanı bir köye gelir ve şatoya ulaşmaya çalışır.
Fakat her adımında yeni bir engelle karşılaşır.
Her açıklama yeni bir belirsizlik yaratır.
Her kapının ardında başka bir kapı vardır.
Şato, yalnızca bir bina değildir.
Belki de insanın hayat boyunca ulaşmaya çalıştığı ama hiçbir zaman tam olarak erişemediği anlamın sembolüdür.
Max Brod’un İtaatsizliği
Kafka’nın hayatındaki en ilginç detaylardan biri ölümünden sonra yaşanır.
Hayatının son dönemlerinde verem hastalığıyla mücadele eden Kafka, yakın dostu Max Brod’dan bütün el yazmalarını yakmasını ister.
Brod bu isteğe uymaz.
Bugün Dava, Şato ve birçok önemli eseri okuyabiliyorsak bunun nedeni budur.
Edebiyat tarihinin en önemli itaatsizliklerinden biri gerçekleşmiştir.
Kafka yazdıklarının yok olmasını istemişti.
Dünya ise onları unutmak istemedi.
Prag’da Kafka’nın İzinde
Prag’da Kafka’nın yaşadığı mahallelerde dolaşırken onun eserleri daha anlaşılır hâle geliyor.
Eski Şehir Meydanı’nın çevresindeki sokaklar, Yahudi Mahallesi, dar geçitler ve yüksek duvarlar…
Şehir bazen insanı yönlendirmek yerine durduruyor gibi hissettiriyor.
Belki de Kafka’nın metinlerindeki atmosfer tam olarak buradan besleniyordu.
Onun anlattığı dünya aslında hiç kaybolmadı.
Çünkü modern insan hâlâ görünmeyen baskılarla yaşıyor.
Hâlâ açıklanamayan beklentilerin içinde sıkışıyor.
Hâlâ zaman zaman kendini yabancı hissediyor.
Bu yüzden Kafka yalnızca kendi döneminin yazarı değil.
Bugünün de yazarı.
Prag’dan ayrılırken aklımda kalan soru şuydu:
İnsanı gerçekten sınırlayan şey dışarıdaki duvarlar mı?
Yoksa yıllar boyunca içinde büyüttüğü görünmeyen duvarlar mı?
Belki de Kafka’nın asıl mirası budur.
Bazı kapılar dışarıda değildir.
İnsan bazen en zor geçidi kendi içinde aşmaya çalışır
